benim eskiye dair böyle anılarım vardır mesela. yılbaşı günüdür, çocuklar küçüktür, bir önceki yıl otele gidilmiştir o zaman 'neden bu yıl evde toplanılmasın ki' dir. durum tam da budur. hatırlıyorum. heralde 10 yaşından büyüktüm. o zamanlar "aile dostları" çoktu. dostlar, dostların çocukları hep beraber bi yerlere gidilirdi. o yılbaşı da evde toplanmaya karar verilmişti heralde ki annem müthiş bir telaş içindeydi. yemekler,börekler,çörekler,pastalar,...
çok ciddi bi telaştır o aslında. hafife alınmamalı. akşam evinize bir sürü insan, o insanların çocukları gelecek. herkesi düşünmek zorundasın kim ne yer ne içer. sen yemeklerle ilgilenirsin kocan da akşam gelirken içkileri alır. öyle bi iş bölümü vardır çünkü kadın dediğin yemek yapar onu servis eder, erkek dediğin içki alır içki servis eder. bu işin raconu budur.
annemin bütün sinirleri üstünde olurdu. çok net hatırlamıyorum aslında hayal meyal ama o siniri tanırım ben. "yetiştirebilecek miyiz, yaptıklarım güzel olacak mı, güzel olacak da yiyenler beğenecek mi, masa düzeni, mumlar, hediyeler" telaşı,stesi çekilir gibi değildir.
akşam olur. yemekler ucu ucuna yetişir. anne son dakika üzerini değiştirir ama çok güzel olmayı da başarır. ve ding dong! kapı çalar. insanlar gelir. herkes şık, mis gibi parfüm kokuları, yüksek sesli konuşmalar, gülüşmeler derken sofraya oturulur, derken saat 12 olur, derken hoş geldin yeni yıl, ay bu yıl neler oldu, hadi tombala falan derken saat sabaha karşı 5-6 gibi misafirler gider. anne yorgunluktan ölmüş olmasına rağmen geceyi alnının akıyla atlatmış olmanın verdiği gururla bir hışım bulaşığa girişir. herkes yatarken o bir de etrafı toparlar ve gün ağardığında yatağına girebilir ancak. yatağa girişle birlikte bir misafir telaşı daha atlatılmış olur.
30 yaşındayım. bir gün uykumdan bir telefonla uyanıyorum. " bu cuma sakın plan yapma, yılbaşında çocuklarla new york a gidiyoruz o yüzden erken yılbaşı yemeği veriyorum" süper, bayılırım. plan yapmadım, gittim neticede. sen evlisin. çocukların falan da var ama anneannelerindeler o gece. diğer evli arkadaşlar var. ben tabiki bekarım. şarkılı türkülü, ballı börekli, türklü gavurlu süper bi erken yılbaşı kutlamasıydı işte özetle.
o telaşı gördüm ama. o tatlı heyecanı, o gerginliği, o insanların beğenisine bi şey sunma durumunu. annemi gördüm sende işte. ne güzel bi anne olursun diye de düşündüm. arada saçma saçma sırıtmalarım ondandı. bi de üstüne kar yağdı mı.. demeyin keyfime. hele bana kar getirdiniz ya dışardan, bende onu yedim ya..
demem o ki, 30 yaşına geldiğimde - ki yılbaşı doğum günümden azıcık gün sonra olduğu için 30umu yeni bitirmiş ve bunalımda olucam kesin- aynı yemekten istiyorum. hangi evde ya da hangi şehirde ya da hangi kocayla olduğu çok da önemli değil. içinde biraz sen, biraz ben, biraz bizden bişeyler,kimseler olduktan sonra bize yeter.
seni çok seviyorum kara kız'ım..teşekkür ederim..
19 Aralık 2009 Cumartesi
17 Aralık 2009 Perşembe
mevsimsel ruh bozukluğu.
evet böyle bi hastalık var. ben yakalanıyorum her kış. kışlardan bu yüzden nefret ediyorum!
14 Aralık 2009 Pazartesi
itiraf ediyorum. -2-
bu paylaştığım 2. itirafım olucak.
itiraf ediyorum ki: ben bi erkek olsaydım, asla benimle beraber olmak istemezdim.
soğuk, ilişki konusunda hiçbir şey bilmeyen aptal bi kızım çünkü ben. kızmıyorum bu yüzden kimseye. bende olsam kolay olanı tercih ederdim. bende olsam benimle uğraşmak istemezdim, hele uzaktaysam hiç!
işte sanılanın aksine kızmıyorum çekip gidene ya da gelmemeyi tercih edene. hak veriyorum.
ama kendimi değiştirmek de istemiyorum. böyle iyiyim. bigün benle uğraşmak isteyen biri çıkar elbet. çıkmasa da çok umrumda değil. yine de çıkarsa güzel olur. kendimle çelişiyo muyum? -yok canım!
neyse. o güne dek :
"ben böyle güzelim, falan filan.."
itiraf ediyorum ki: ben bi erkek olsaydım, asla benimle beraber olmak istemezdim.
soğuk, ilişki konusunda hiçbir şey bilmeyen aptal bi kızım çünkü ben. kızmıyorum bu yüzden kimseye. bende olsam kolay olanı tercih ederdim. bende olsam benimle uğraşmak istemezdim, hele uzaktaysam hiç!
işte sanılanın aksine kızmıyorum çekip gidene ya da gelmemeyi tercih edene. hak veriyorum.
ama kendimi değiştirmek de istemiyorum. böyle iyiyim. bigün benle uğraşmak isteyen biri çıkar elbet. çıkmasa da çok umrumda değil. yine de çıkarsa güzel olur. kendimle çelişiyo muyum? -yok canım!
neyse. o güne dek :
"ben böyle güzelim, falan filan.."
10 Aralık 2009 Perşembe
yoğurt davası.
bu da yoğurt davasına benzedi.
dönem başında bigün kek yapmak istedi canım. yoğurt lazımdı kek için ve evde yoğurt yoktu. evde yoğurt yok diye saatlerce ağlamıştım.
bugün de öyle bi gün heralde. akbil imi kaybettim. ve bunun için bir hafta boyunca oturup ağlayabilirim. o kadar ağlayasım var yani. durduramıyorum kendimi. paramı sokağa atmış oldum. "aman boşver cana geleceğine mala gelsin" demek yerine kendimi suçlamakla meşgulüm. nasıl kaybederim, nasıl düşürürüm diye. sanırım bi süre daha ağlamaya devam edicem.
müsadenizle..
dönem başında bigün kek yapmak istedi canım. yoğurt lazımdı kek için ve evde yoğurt yoktu. evde yoğurt yok diye saatlerce ağlamıştım.
bugün de öyle bi gün heralde. akbil imi kaybettim. ve bunun için bir hafta boyunca oturup ağlayabilirim. o kadar ağlayasım var yani. durduramıyorum kendimi. paramı sokağa atmış oldum. "aman boşver cana geleceğine mala gelsin" demek yerine kendimi suçlamakla meşgulüm. nasıl kaybederim, nasıl düşürürüm diye. sanırım bi süre daha ağlamaya devam edicem.
müsadenizle..
8 Aralık 2009 Salı
8aralık yazısı.
itiraf ediyorum bu yazıyı 8 aralıkta yazmadım. biraz geç kaldı. ama iyi ki de o gün yazmamışım. çünkü 8 aralık günü kötü bi gündü. kendimi iğrenç hissediyodum falan falan. bu sebeple 8aralık yazısının kötü olmasına gönlüm razı gelmedi yazmadım. şimdi yazıyorum.
keyifliydi ya. hakkaten çok keyifli bi kutlamaydı. 9 aralık akşamı kutladık doğum günümü. kimse gelmedi ama buna pek üzülmedim. 4 kızdık ve çok eğlendik :) sonra beyza-emir ikilisi bi süreliğine bize katıldı gecemize renk kattı. dans ettik, güldük,içtik,eğlendik,içtik,fotoğraf çekildik,içtik içtik ve içtik işte. gecenin özeti bu.
bi 8 aralık haftasının daha böylelikle sonuna geldik. geçti gitti bile işte. her sene böyle oluyo sinir oluyorum. aylarca doğum günümün gelmesini bekliyorum sonra hemencicik geçiveriyo, hoş değil.
ama dediğim gibi güzel geçti gitti.
son söz:
ben değil, siz iyi ki varsınız. iyi ki yanımdasınız. varlığınız varlığıma anlam katmadıktan sonra "iyi ki" lerin bi anlamı yok. sizi çok seviyorum.
keyifliydi ya. hakkaten çok keyifli bi kutlamaydı. 9 aralık akşamı kutladık doğum günümü. kimse gelmedi ama buna pek üzülmedim. 4 kızdık ve çok eğlendik :) sonra beyza-emir ikilisi bi süreliğine bize katıldı gecemize renk kattı. dans ettik, güldük,içtik,eğlendik,içtik,fotoğraf çekildik,içtik içtik ve içtik işte. gecenin özeti bu.
bi 8 aralık haftasının daha böylelikle sonuna geldik. geçti gitti bile işte. her sene böyle oluyo sinir oluyorum. aylarca doğum günümün gelmesini bekliyorum sonra hemencicik geçiveriyo, hoş değil.
ama dediğim gibi güzel geçti gitti.
son söz:
ben değil, siz iyi ki varsınız. iyi ki yanımdasınız. varlığınız varlığıma anlam katmadıktan sonra "iyi ki" lerin bi anlamı yok. sizi çok seviyorum.
7 Aralık 2009 Pazartesi
6-7aralık yazısı.
biliyorum teknik olarak bu iki günün kendine özel iki ayrı yazısı olmalıydı.
ama o iki gün bizim için bi gün gibiydi.
yani 6 aralık sabah 10'dan 7aralık 02.00 a kadar tek yerde tek mekanda kaldık. eve gece 3 te geldim. dolayısıyla 6 aralık çoktan bitmişti. o zaman neden 6-7 aralık yazısı tek bir yazı olmuyor ki dedim.
6-7aralık 2009 tarihin tozlu sayfaları arasında bi ilk olarak yer eder mi bilmiyorum ama bizim için, hatırladığımızda üzerine saatlerce konuşabileceğimiz 2 gün olacak bundan eminim. ilk deneyim sonuçta. ilk olmasına rağmen çok da iyiydi. bu kadar içimize sineceğini tahmin etmemiştim. güzel olacağını biliyordum zaten hiç şüphem yoktu. ama bu kadar güzel olması beni daha da mutlu etti.
bütün ekip kendini parçaladı diyemiycem elbette. zaten ne zaman öyle oluyo ki.. ama hiç beklemediğimiz insanlar öyle bir kendilerini vediler ki ağzımız açık kaldı. hatta bizim küçük sarı yine şey dedi "benim ne çok sevenim varmış". şimdi o böyle çok aşırı mutlu olduğu zamanlarda biraz şaçmalıyo, evrende küçük bi toz bulutu olduğunu falan zannediyo. sonra da bi bakıyo aa çok sevenim varmış küçük bi toz bulutu değilmişim. kendisinin bu dünyadaki en iyi,en güzel, en sevimli, en akıllı , en en en bi insan olduğunun hala farkına varamıyo malesef ama olsun biz onu böyle de seviyoruz :)
bi de bu küçük sarı suyumuz habire şey dedi : "siz olmasanız ben napardım" ona burdan son kez söylüyorum. biz olmasak ta o klip bi şekilde çekilirdi. ama sen olmasaydın,
*kimin sürekli bağlamı sapıcaktı da biz bozuntuya vermiycektik?
*kim "size çok komik bişey anlatıcam" diyip asla komik bişey anlatmadığında, anlattığı şeye değil de anlatana kahkahalarla gülecektik?
*kim gelip küçük sarı kafasını omzuma dayıycaktı da biz kendimizi dünyanın en iyi, en sevkatli insanları zannedecektik?
*kim içince ingilizce konuşmaya başlıycaktı ve geceyi müthiş eğlenceli hale getirecekti?
*kim bizim her sorunumuzda yanımızda olup elimizden tutacaktı?
*kim sinirimizi yatıştıracak bize öğütler verecekti?
*kim..... ?
*kim..... ?
*kim..... ?
bu liste uzar gider. demem o ki; sen iyi ki varsın sarısu. hayatımın en güzel en sarı rengisin. can suyum'sun. seni çok seviyorum.
ama o iki gün bizim için bi gün gibiydi.
yani 6 aralık sabah 10'dan 7aralık 02.00 a kadar tek yerde tek mekanda kaldık. eve gece 3 te geldim. dolayısıyla 6 aralık çoktan bitmişti. o zaman neden 6-7 aralık yazısı tek bir yazı olmuyor ki dedim.
6-7aralık 2009 tarihin tozlu sayfaları arasında bi ilk olarak yer eder mi bilmiyorum ama bizim için, hatırladığımızda üzerine saatlerce konuşabileceğimiz 2 gün olacak bundan eminim. ilk deneyim sonuçta. ilk olmasına rağmen çok da iyiydi. bu kadar içimize sineceğini tahmin etmemiştim. güzel olacağını biliyordum zaten hiç şüphem yoktu. ama bu kadar güzel olması beni daha da mutlu etti.
bütün ekip kendini parçaladı diyemiycem elbette. zaten ne zaman öyle oluyo ki.. ama hiç beklemediğimiz insanlar öyle bir kendilerini vediler ki ağzımız açık kaldı. hatta bizim küçük sarı yine şey dedi "benim ne çok sevenim varmış". şimdi o böyle çok aşırı mutlu olduğu zamanlarda biraz şaçmalıyo, evrende küçük bi toz bulutu olduğunu falan zannediyo. sonra da bi bakıyo aa çok sevenim varmış küçük bi toz bulutu değilmişim. kendisinin bu dünyadaki en iyi,en güzel, en sevimli, en akıllı , en en en bi insan olduğunun hala farkına varamıyo malesef ama olsun biz onu böyle de seviyoruz :)
bi de bu küçük sarı suyumuz habire şey dedi : "siz olmasanız ben napardım" ona burdan son kez söylüyorum. biz olmasak ta o klip bi şekilde çekilirdi. ama sen olmasaydın,
*kimin sürekli bağlamı sapıcaktı da biz bozuntuya vermiycektik?
*kim "size çok komik bişey anlatıcam" diyip asla komik bişey anlatmadığında, anlattığı şeye değil de anlatana kahkahalarla gülecektik?
*kim gelip küçük sarı kafasını omzuma dayıycaktı da biz kendimizi dünyanın en iyi, en sevkatli insanları zannedecektik?
*kim içince ingilizce konuşmaya başlıycaktı ve geceyi müthiş eğlenceli hale getirecekti?
*kim bizim her sorunumuzda yanımızda olup elimizden tutacaktı?
*kim sinirimizi yatıştıracak bize öğütler verecekti?
*kim..... ?
*kim..... ?
*kim..... ?
bu liste uzar gider. demem o ki; sen iyi ki varsın sarısu. hayatımın en güzel en sarı rengisin. can suyum'sun. seni çok seviyorum.
5 Aralık 2009 Cumartesi
5aralık yazısı.
yorgundum ama mutluydum. 5 dakka öncesine kadar.
şu an çok üzgünüm,sinirliyim,kızgınım,kırgınım ve daha ne kadar kötü sıfat varsa hepsine sahibim sanırım.
bizi anlayamamışsın derken ne kadar da katılar. ben onları çok iyi anlamıştım oysa ki. onlar beni anlayamadılar asla. "beni kimse anlamıyor bu hayatta" tribine falan bağlıyo değilim. gerçekten anlamadılar. ben kabul etmiştim oysa ki her şeyi. suçluyum, hatalıyım demiştim. tedavi etmeye çalışmıştım açtığım yaraları ya da tedavi etmeye çalışacaktım. izin vermediler. ve izin vermediklerini asla kabul etmediler, anlamadılar işte..
bi bütün olmuşlar bugün bi kez daha anladım. bu kötü bi şey değil asla yadırgamıyorum, yargılamıyorum. ama zaten bütün olmuşlar yani. olmuşlardı. ve kapatmışlardı kendilerini. benim artık orda yerim olmadığına zaten çok önceden karar vermişlerdi. bunun üzerine çabalayamadım ben, güçsüz kaldım. bunu anlamadılar işte. "telafi edicem dedin etmedin, yapıcam dedin yapmadın, edicem dedin etmedin" hep aynı cümleler. siz ne yaptınız peki? bana bunu bi açıklar mısınız, ne yaptınız? benim sizin hayatınızdan haberim yokken, sizin benim hayatımdan haberiniz var mıydı sanki? neler yaşadım biliyo musunuz? "hayatın en kritik dönemi" dediğiniz yollardan ben geçmedim mi? üzerinden mi atladım o yolların sanıyosunuz? ben orda yokken sanki siz burda var mıydınız? yoktunuz işte. ben ne kadar orda değilsem, siz de o kadar burda değildiniz. anlayamadınız, anlatamadım belki de..
artık uğraşmıycam gerçekten. üzülmiycem de. oysa o son yazıyı yazarken size hiç böyle düşünmemiştim. o yazı, nasıl söylesem, bi ses vermek gibiydi. hani uzun yıllar görüşmediğiniz birine bi gece ansızın "iyi geceler" diye mesaj atarsınız ya, öye bi şeydi. nasıl da yanlış anlaşılmış. düşünemedim. haklısınız. ben düşünemedim, ben yapamadım, ben edemedim hep,hep,hep! ben hatalıydım, siz de hiç hata yoktu! öyle olsun. bunu size de kendime de anlatmakla uğraşmıycam artık. çok yoruldum. çok yorgunum. kalbimin bi köşesine saklarım, üzerine örterim gider. yapacak başka bi şeyim kalmadı artık.
evet çok ayrı bi yola gittim. belki de bu ayrı yolda doğru adımlar atabilmem için sizden vazgeçmem gerekiyordu. öyle yazılmıştı belki de bilemiyorum. madem öyle vazgeçiyorum. buna inanmak, buna inanıyormuş gibi yapmak daha doğru. inandırıcam kendimi.
ben hatalıydım. her şeyi ben bok ettim. allah belamı versin.
tamam, bitti. 5 dakka mola ve,
hayat devam ediyor.
-------------------------
sert olduysam oldum. 5aralık'ın hak etmediği bi yazıydı bu aslında. "kırıcı olmaya değmezdi" derken ne demek istediğinizi çok iyi anladım. sadece bunu yazsaydınız bile olurdu aslında. bu yazı şöyle bitsin o zaman :
sert olmaya değmezdi..
şu an çok üzgünüm,sinirliyim,kızgınım,kırgınım ve daha ne kadar kötü sıfat varsa hepsine sahibim sanırım.
bizi anlayamamışsın derken ne kadar da katılar. ben onları çok iyi anlamıştım oysa ki. onlar beni anlayamadılar asla. "beni kimse anlamıyor bu hayatta" tribine falan bağlıyo değilim. gerçekten anlamadılar. ben kabul etmiştim oysa ki her şeyi. suçluyum, hatalıyım demiştim. tedavi etmeye çalışmıştım açtığım yaraları ya da tedavi etmeye çalışacaktım. izin vermediler. ve izin vermediklerini asla kabul etmediler, anlamadılar işte..
bi bütün olmuşlar bugün bi kez daha anladım. bu kötü bi şey değil asla yadırgamıyorum, yargılamıyorum. ama zaten bütün olmuşlar yani. olmuşlardı. ve kapatmışlardı kendilerini. benim artık orda yerim olmadığına zaten çok önceden karar vermişlerdi. bunun üzerine çabalayamadım ben, güçsüz kaldım. bunu anlamadılar işte. "telafi edicem dedin etmedin, yapıcam dedin yapmadın, edicem dedin etmedin" hep aynı cümleler. siz ne yaptınız peki? bana bunu bi açıklar mısınız, ne yaptınız? benim sizin hayatınızdan haberim yokken, sizin benim hayatımdan haberiniz var mıydı sanki? neler yaşadım biliyo musunuz? "hayatın en kritik dönemi" dediğiniz yollardan ben geçmedim mi? üzerinden mi atladım o yolların sanıyosunuz? ben orda yokken sanki siz burda var mıydınız? yoktunuz işte. ben ne kadar orda değilsem, siz de o kadar burda değildiniz. anlayamadınız, anlatamadım belki de..
artık uğraşmıycam gerçekten. üzülmiycem de. oysa o son yazıyı yazarken size hiç böyle düşünmemiştim. o yazı, nasıl söylesem, bi ses vermek gibiydi. hani uzun yıllar görüşmediğiniz birine bi gece ansızın "iyi geceler" diye mesaj atarsınız ya, öye bi şeydi. nasıl da yanlış anlaşılmış. düşünemedim. haklısınız. ben düşünemedim, ben yapamadım, ben edemedim hep,hep,hep! ben hatalıydım, siz de hiç hata yoktu! öyle olsun. bunu size de kendime de anlatmakla uğraşmıycam artık. çok yoruldum. çok yorgunum. kalbimin bi köşesine saklarım, üzerine örterim gider. yapacak başka bi şeyim kalmadı artık.
evet çok ayrı bi yola gittim. belki de bu ayrı yolda doğru adımlar atabilmem için sizden vazgeçmem gerekiyordu. öyle yazılmıştı belki de bilemiyorum. madem öyle vazgeçiyorum. buna inanmak, buna inanıyormuş gibi yapmak daha doğru. inandırıcam kendimi.
ben hatalıydım. her şeyi ben bok ettim. allah belamı versin.
tamam, bitti. 5 dakka mola ve,
hayat devam ediyor.
-------------------------
sert olduysam oldum. 5aralık'ın hak etmediği bi yazıydı bu aslında. "kırıcı olmaya değmezdi" derken ne demek istediğinizi çok iyi anladım. sadece bunu yazsaydınız bile olurdu aslında. bu yazı şöyle bitsin o zaman :
sert olmaya değmezdi..
4 Aralık 2009 Cuma
4aralık yazısı.
enerji patlaması yaşamak böyle bir şey galiba.
inanılmaz yorgunum ama beyaz atlı bi prens gelse şimdi, atının sırtına atlayıp dans etmeye gidebilirim onunla. sabaha kadar dans edebilirim. hareketli şarkı, slow şarkı fark etmez. ama önce hareketli şarkılar olmalı ki iyice yorulmalıyım. sonra saat sabaha karşı 4 e doğru, güçlü kollarına yığılıp slow şarkılarda dans edebilirim. bir süre sonra ayaklarının üzerine çıkabilirim ve bütün yükümü ona yükleyebilirim. olağanüstü bi rahatlama yaşarım. birinin, yükümü sorgusuz sualsiz taşıması müthiş bir şey olabilir.
sonra sabah olur. güneş doğar. atıyla beni eve bırakır. ben evimin penceresinden el sallayana kadar gitmez bi yere. ben pencereden el sallarım ona, o da ufuk çizgisinde kaybolur. kaybolur ama gerçekten. puuff(!) efektiyle kaybolur hatta. ben de uykuya dalarım.
ama bu kez uyandığımda hiçbir şey hatırlamazsam süper olur.
çünkü beni her gece prensler kaçırır evden.
çünkü ben her ertesi sabah mutsuz olurum ya sanki.
bu seferki prens farklı olsun istiyorum. hatta bu seferki Pİrens olsun, değişiklik olsun.
inanılmaz yorgunum ama beyaz atlı bi prens gelse şimdi, atının sırtına atlayıp dans etmeye gidebilirim onunla. sabaha kadar dans edebilirim. hareketli şarkı, slow şarkı fark etmez. ama önce hareketli şarkılar olmalı ki iyice yorulmalıyım. sonra saat sabaha karşı 4 e doğru, güçlü kollarına yığılıp slow şarkılarda dans edebilirim. bir süre sonra ayaklarının üzerine çıkabilirim ve bütün yükümü ona yükleyebilirim. olağanüstü bi rahatlama yaşarım. birinin, yükümü sorgusuz sualsiz taşıması müthiş bir şey olabilir.
sonra sabah olur. güneş doğar. atıyla beni eve bırakır. ben evimin penceresinden el sallayana kadar gitmez bi yere. ben pencereden el sallarım ona, o da ufuk çizgisinde kaybolur. kaybolur ama gerçekten. puuff(!) efektiyle kaybolur hatta. ben de uykuya dalarım.
ama bu kez uyandığımda hiçbir şey hatırlamazsam süper olur.
çünkü beni her gece prensler kaçırır evden.
çünkü ben her ertesi sabah mutsuz olurum ya sanki.
bu seferki prens farklı olsun istiyorum. hatta bu seferki Pİrens olsun, değişiklik olsun.
3 Aralık 2009 Perşembe
3aralık yazısı.
3aralık yazısı olmasa da olur bi yazıydı aslında.
3 aralık olmasa da olur bi gündü aslında.
sen hayatıma girmesen de olurdu, yani girmedin aslında. şöyle söyleyeyim:
sen karşıma çıkmasan da olurdu aslında.
çünkü;
ben zaten iyileşmiştim.
ben zaten iyiydim,iyilik şaçıyordum etrafıma.
ben zaten kanamıyordum artık, memnundum hayatımdan.
ben zaten mutluydum.
yani;
ne bi eksik ne bi fazla derler ya. öyle bişey oldun sende.
ne bişey kattın ne bişey götürdün.
ama dedim ya, girmeseydin hayatıma.
girmeseydin işte..
şikayet değil bu, sadece tercih. bana deselerdi, istemezdim. gerek yoktu çünkü. ama şimdi istiyorum, gerek yok yine. istiyorum işte..
bitiremedim bu yazıyı. öyle bişey işte, bitmemişlerimin arasına koydum bunu da, uyudum sonra.
3 aralık olmasa da olur bi gündü aslında.
sen hayatıma girmesen de olurdu, yani girmedin aslında. şöyle söyleyeyim:
sen karşıma çıkmasan da olurdu aslında.
çünkü;
ben zaten iyileşmiştim.
ben zaten iyiydim,iyilik şaçıyordum etrafıma.
ben zaten kanamıyordum artık, memnundum hayatımdan.
ben zaten mutluydum.
yani;
ne bi eksik ne bi fazla derler ya. öyle bişey oldun sende.
ne bişey kattın ne bişey götürdün.
ama dedim ya, girmeseydin hayatıma.
girmeseydin işte..
şikayet değil bu, sadece tercih. bana deselerdi, istemezdim. gerek yoktu çünkü. ama şimdi istiyorum, gerek yok yine. istiyorum işte..
bitiremedim bu yazıyı. öyle bişey işte, bitmemişlerimin arasına koydum bunu da, uyudum sonra.
2 Aralık 2009 Çarşamba
2aralık yazısı.
And then I go and spoil it all
By saying something stupid
Like I love you
bu şarkıya bayılıyorum. ama unutmuşum ve şarkının varlığını hatırlamama sebep olan şey yaprak dökümü adlı kasvet dizi. ben izleyemiyorum yüreğim kaldırmıyo ama babannem sıkı takipçisi. ben de dizi ne alemde diye bakmaya salona gittiğimde dizinin kötü kadını ferhunde'yle kocasını, bu şarkı eşliğinde dans ederken gördüm. doğrusu üzüldüm. güzelim şarkı o diziye hiç gitmemiş. neyse önemli olan konu bu değil zaten, benim şarkıya tekrar kavuşmuş olmam.
işte sanılanın aksine bende ara sıra yabancı müzik dinliyorum aslında. bu konuda ufkum geniş değil ama bir iki şarkım var benimde geçmişten sakladığım :) yine de merve'nin bu konuda bana destek olmasını sonuna kadar destekliyorum. o gizli gizli türkçe şarkılar dinleyedursun bi yandan da benim yabancı müzik dağarcığımı genişletmek için elinden geleni yapıyor. merve'ye bi alkış..şakşakşakşakşak! sonuçta öğrenmenin yaşı yok.
bu hafta, aralık'ın ilk haftası. ve ben aralık'ın ilk haftasını pek severim. 8 aralık'ın doğum günüm olmasının bu sevgiyle bi alakası var mı? tabiki var. bu sebeple 1 aralık-8 aralık arası her gün yazı yazmaya karar verdim. aklıma ne gelirse işte. hatta bunu gelenekselleştirmeye de karar verdim kendimce. kendi kendime böyle bi geleneğim olabilir yani kime ne değil mi?
bu yazı da "merve yazısı vol.2" gibi bişi oldu aslında :) arasıra merve gibi yazılar yazmak istiyorum, kendisinin yazı dilini pek seviyorum da. onun yazılarını okurken aldığım keyfi, onun gibi yazılar yazarken almaya çalışıyorum bazen. olmuyor değil, yani keyifli oluyor. asla merve'nin yazılarına benzemiyo ama ben yazarken çok eğleniyorum bu yeterli sanırım :)
sussam fena olmaz zira aklımdan geçen her şeyi yazıya dökebilirim. bu da saatler sürebilir. içimde öyle bi yazma aşkı var sebepsiz. neyse. something stupid işte :)
By saying something stupid
Like I love you
bu şarkıya bayılıyorum. ama unutmuşum ve şarkının varlığını hatırlamama sebep olan şey yaprak dökümü adlı kasvet dizi. ben izleyemiyorum yüreğim kaldırmıyo ama babannem sıkı takipçisi. ben de dizi ne alemde diye bakmaya salona gittiğimde dizinin kötü kadını ferhunde'yle kocasını, bu şarkı eşliğinde dans ederken gördüm. doğrusu üzüldüm. güzelim şarkı o diziye hiç gitmemiş. neyse önemli olan konu bu değil zaten, benim şarkıya tekrar kavuşmuş olmam.
işte sanılanın aksine bende ara sıra yabancı müzik dinliyorum aslında. bu konuda ufkum geniş değil ama bir iki şarkım var benimde geçmişten sakladığım :) yine de merve'nin bu konuda bana destek olmasını sonuna kadar destekliyorum. o gizli gizli türkçe şarkılar dinleyedursun bi yandan da benim yabancı müzik dağarcığımı genişletmek için elinden geleni yapıyor. merve'ye bi alkış..şakşakşakşakşak! sonuçta öğrenmenin yaşı yok.
bu hafta, aralık'ın ilk haftası. ve ben aralık'ın ilk haftasını pek severim. 8 aralık'ın doğum günüm olmasının bu sevgiyle bi alakası var mı? tabiki var. bu sebeple 1 aralık-8 aralık arası her gün yazı yazmaya karar verdim. aklıma ne gelirse işte. hatta bunu gelenekselleştirmeye de karar verdim kendimce. kendi kendime böyle bi geleneğim olabilir yani kime ne değil mi?
bu yazı da "merve yazısı vol.2" gibi bişi oldu aslında :) arasıra merve gibi yazılar yazmak istiyorum, kendisinin yazı dilini pek seviyorum da. onun yazılarını okurken aldığım keyfi, onun gibi yazılar yazarken almaya çalışıyorum bazen. olmuyor değil, yani keyifli oluyor. asla merve'nin yazılarına benzemiyo ama ben yazarken çok eğleniyorum bu yeterli sanırım :)
sussam fena olmaz zira aklımdan geçen her şeyi yazıya dökebilirim. bu da saatler sürebilir. içimde öyle bi yazma aşkı var sebepsiz. neyse. something stupid işte :)
1 Aralık 2009 Salı
n'oldu?
koca bi bayram geçti aradan. neler öğrendik neler.
* dünyanın en romantik cümlelerinin, hoşlanmadığımız biri tarafından bize söylenmesi oldukça can sıkıcı oluyormuş bunu öğrendik. karşımızda ki aşık olduğumuz adam olsa, bizi dünyanın en mutlu kadını yapacak o romantik sözler, anlamsız kalabiliyormuş havada. sonra da uçup gidebiliyormuş, unutulabiliyormuş.
*insan kendini aşık olmuş hissedebiliyormuş. ya da şöyle söyleyeyim, kendini aşık olmaya zorlayabiliyormuş. "aşığım işte düpedüz" diyebiliyormuş kendine zorla. sonra, onun size asla aşık olmadığını öğrendiğinizde-hissettiğinizde "yok ya aşık değilmişim galiba" diyebiliyormuşsunuz, bunu öğrendik.
* kendimize saçma sorular sorarak ve saçma cevaplar vererek hayatı çözmeye çalışıyormuşuz aslında.
-benim için mi geldi acaba?
-benim için gelse beni görmek isterdi.
-ama gördü, daha da görmek istedi aslında.
-saçmalama görmek isteseydi ortam yaratabilirdi.
-mesaj atabilirdi mesela ha?
-işte atmadığına göre? anla artık..
gibi monologlarla çözmeye çalışabiliyormuşuz bazı şeyleri. ha tabiki çözemiyormuşuz, bunu öğrendik.
*bazı dostlarımızla hiç görüşmesek bile bağlarımız kopmazken, bazıları çoktan unutulabiliyormuş. en kötüsü de o unutulanlar özlenebiliyomuş. bir mesajla, bir maille belki, yaşadıklarına dair sinyal alınmak isteniyormuş da olmuyormuş, bunu öğrendik.
* annemizin sevgisi,ilgisi,sınırı her şeyin üzerindeymiş bunu öğrendik. her şeyin ama. sanırım bu hayatta birini karşılıksız sevmek, anne olabilmekmiş.. bunu öğrendik.
öğrendik, öğrendik de n'oldu?
bi blog da saçma sapan bi yazı oldu.
bir vardı, bir yok oldu..
* dünyanın en romantik cümlelerinin, hoşlanmadığımız biri tarafından bize söylenmesi oldukça can sıkıcı oluyormuş bunu öğrendik. karşımızda ki aşık olduğumuz adam olsa, bizi dünyanın en mutlu kadını yapacak o romantik sözler, anlamsız kalabiliyormuş havada. sonra da uçup gidebiliyormuş, unutulabiliyormuş.
*insan kendini aşık olmuş hissedebiliyormuş. ya da şöyle söyleyeyim, kendini aşık olmaya zorlayabiliyormuş. "aşığım işte düpedüz" diyebiliyormuş kendine zorla. sonra, onun size asla aşık olmadığını öğrendiğinizde-hissettiğinizde "yok ya aşık değilmişim galiba" diyebiliyormuşsunuz, bunu öğrendik.
* kendimize saçma sorular sorarak ve saçma cevaplar vererek hayatı çözmeye çalışıyormuşuz aslında.
-benim için mi geldi acaba?
-benim için gelse beni görmek isterdi.
-ama gördü, daha da görmek istedi aslında.
-saçmalama görmek isteseydi ortam yaratabilirdi.
-mesaj atabilirdi mesela ha?
-işte atmadığına göre? anla artık..
gibi monologlarla çözmeye çalışabiliyormuşuz bazı şeyleri. ha tabiki çözemiyormuşuz, bunu öğrendik.
*bazı dostlarımızla hiç görüşmesek bile bağlarımız kopmazken, bazıları çoktan unutulabiliyormuş. en kötüsü de o unutulanlar özlenebiliyomuş. bir mesajla, bir maille belki, yaşadıklarına dair sinyal alınmak isteniyormuş da olmuyormuş, bunu öğrendik.
* annemizin sevgisi,ilgisi,sınırı her şeyin üzerindeymiş bunu öğrendik. her şeyin ama. sanırım bu hayatta birini karşılıksız sevmek, anne olabilmekmiş.. bunu öğrendik.
öğrendik, öğrendik de n'oldu?
bi blog da saçma sapan bi yazı oldu.
bir vardı, bir yok oldu..
22 Kasım 2009 Pazar
itiraf ediyorum.
özgü namal'ı seviyor muyum sevmiyor muyum karar veremiyorum. daha çok gıcık oluyorum ama galiba. şimdi bir de şarkı söylüyor reklamda. olacak şey değil!
peki tamam, itiraf ediyorum: ben özgü namal'ı kıskanıyorum.
peki tamam, itiraf ediyorum: ben özgü namal'ı kıskanıyorum.
12 Kasım 2009 Perşembe
-miş,-mış
"Tutku duymadığın anın içinde olma, tutkun olduğun adam mesafelerin içinde olmak istemiyorsa, ona da engel olma.."
demiş bir dostum bana. iyi ki de demiş. iyi ki de varmış..
demiş bir dostum bana. iyi ki de demiş. iyi ki de varmış..
11 Kasım 2009 Çarşamba
27 Ekim 2009 Salı
karabasan
bi bok çukurundayım kurtarılmayı bekliyorum..ama öyle oturup beklemek değil, hiçbir şey yapmadan. en azından birilerinin bi merdiven uzatmasını bekliyorum, elimden tutmalarına gerek yok. o kadarında gözüm de yok. ışığı görsem koşucam. ama karanlıktan korkuyorum. çok korkuyorum.
26 Ekim 2009 Pazartesi
demek ki :
sen müsaitken, başkaları müsait olmayabildiği gibi,sen müsait misin değil misin bilmezken başkaları, senin onlara aşık olamayacağın kadar müsait olabiliyorlarmış.
12 Ekim 2009 Pazartesi
29 Eylül 2009 Salı
bunu sonra düşünücem!
hayata karşı gerginim.
her şey yolunda ama ben gerginim.
en sevdiğim mevsimde en sevdiğim insanlar yanı başımda biri hariç. o da onun için mutlu olmamız gereken bi yerde.
peki o zaman sorun ne? yada nerde?
beynim patlamadan kendimi uykunun kollarına bırakıyorum. bunu sonra düşünücem!
her şey yolunda ama ben gerginim.
en sevdiğim mevsimde en sevdiğim insanlar yanı başımda biri hariç. o da onun için mutlu olmamız gereken bi yerde.
peki o zaman sorun ne? yada nerde?
beynim patlamadan kendimi uykunun kollarına bırakıyorum. bunu sonra düşünücem!
20 Eylül 2009 Pazar
bayram yazısı.
bir hafta önce yazdığım pazar günleriyle ilgili yazımda ne söylediğimi gayet net hatırlıyorum. hatırlamasam bile yazı orada duruyor zaten hala. aradan tam bir hafta geçti ve bugün yine pazar. pazar olmasının dışında bir de bayram. peki bu günün bayram olma durumu, pazar sıkıcılığını değiştirir mi?
eskiden - ki bahsettiğim eski baya bi eski düşününün ki o zamanlar ramazan soğuk kış günlerine denk geliyordu - bayramlarda farklı şeyler yapardık. nerde o eski bayramlar falan demiycem bunu demek için oldukça genç bi yaştayım tabi ama farklıydı işte. karataştaki evde uyanılırdı. bayram namazından dönen baba yarı uyanık beklenirdi,bayramlıklar giyilirdi. anne ve babanın eli öpülür ve bayram harçlığı alınırdı ve bu bi başlangıçtı. sonra narlıdereye babanneyle dedeyi görmeye gidilirdi. kahvaltı hazırdı zaten beklenen misafir bizlerdik. kahvaltı edilir, kahveler içilir, gazeteler okunur, sohbetler edilirdi. ve hoop birer bayram harçlığı daha. (dedemin sakallarının canımı yakışını hala gayet net hatırlıyorum. ) bir sonraki durak alsancak. bu kez annane ve diğer dede evi ziyaret noktası. onlarla da aynı geleneksel şeyler. şeker bayramı ya anneannemin elleriyle yaptığı tatlılar yenirdi. peşi sıra gelen bir diğer bayram harçlığı. o zamanlar teyze hala istanbuldaydı. ( artık izmir'de yaşıyor.) hala zaten kendimi bildim bileli istanbul'da yaşardı. babanne ve anane ziyareti tamam da, bayramdan bayrama gördüğümüz diğer akrabaları ziyaret beni çok sıkardı. zaten erken kalkmış olmanın verdiği huysuzluk üzerimden gün boyu gitmezdi. akşam saatlerine kadar süren bayram ziyaretleri sonrası yemek genelde dışarıda yenilirdi. ve eve dönerken arabada uyuyakalırdı iki küçük beden. (artık hiç de küçük olmayan kardeşim ve ben.)
ve şimdi.. şimdi ne sakalları canımı yakan dedem yanımda ne de küçükken altımı değirtirdiği anılarını senelerce dinlediğim diğer dedem. sabah annemin "bügun bayram erken kalktın çocuklar/ giyelim en güzel giysileri" şarkısıyla değil saatimin alarmıyla uyandım. bayram namazından dönen babam da yanımda değil.ananemle telefonda konuştum, dediklerinin yarısını anlamadım, kötüydü.teyzem'le rolleri değiştik, o izmir'e gitti ben istanbul'a geldim. halam la aynı şehirde yaşamama rağmen bu sefer o izmir'de.yalnız değilim tabi. babannem ve baba tarafından 2 kız kuzenimle kahvaltı ettik beraber. kahvaltıdan sonra babanemin elini de öptük. yani yine gazete vardı, kahve vardı, sohbet vardı. ama işte. tadı yoktu.
"eski bayramların tadı yok şimdilerde" lafı daha bir anlam kazanır oluyor büyüdükçe. aslında söylenmek istenen, insanların geleneklerine eskisi gibi bağlı olmadığı falan değil. "eski" den tamdı her şey. artık öyle değil. bence denmeye çalışılan şey tam da bu. eskiden küçüktük, eskiden bütün aile bir arada olabilirdi, eskiden dedelerim hayattaydı mesela.
demem o ki. bayramlar küçükken tatlı başlıyor. büyüdükçe tadı kaçıyor. ama sürekli düşen bi grafik değil bu. biz daha da büyüyüp belki bir aile kurduğumuzda tekrar ibrenin yukarı doğru gitme olasılığı var. sonra, bayramın tadı bizim için değil bizim çocuklarımız için kaçıcak belki. daha da sonra onların çocukları için.
gelelim sorumun cevabına. bugün yine pazar. ve bugün pazar sıkıcılığının yanına bir de bayram burukluğu eklendi. demek ki neymiş, sadece pazar sıkıcılığı da özlenebilirmiş. sıkıcı olsun da yeter ki buruk olmasın diyebilirmiş insan.
yine de bayram bayramdır. mutlu olmaya çalışmak lazım. herkese mutlu bayramlar.
eskiden - ki bahsettiğim eski baya bi eski düşününün ki o zamanlar ramazan soğuk kış günlerine denk geliyordu - bayramlarda farklı şeyler yapardık. nerde o eski bayramlar falan demiycem bunu demek için oldukça genç bi yaştayım tabi ama farklıydı işte. karataştaki evde uyanılırdı. bayram namazından dönen baba yarı uyanık beklenirdi,bayramlıklar giyilirdi. anne ve babanın eli öpülür ve bayram harçlığı alınırdı ve bu bi başlangıçtı. sonra narlıdereye babanneyle dedeyi görmeye gidilirdi. kahvaltı hazırdı zaten beklenen misafir bizlerdik. kahvaltı edilir, kahveler içilir, gazeteler okunur, sohbetler edilirdi. ve hoop birer bayram harçlığı daha. (dedemin sakallarının canımı yakışını hala gayet net hatırlıyorum. ) bir sonraki durak alsancak. bu kez annane ve diğer dede evi ziyaret noktası. onlarla da aynı geleneksel şeyler. şeker bayramı ya anneannemin elleriyle yaptığı tatlılar yenirdi. peşi sıra gelen bir diğer bayram harçlığı. o zamanlar teyze hala istanbuldaydı. ( artık izmir'de yaşıyor.) hala zaten kendimi bildim bileli istanbul'da yaşardı. babanne ve anane ziyareti tamam da, bayramdan bayrama gördüğümüz diğer akrabaları ziyaret beni çok sıkardı. zaten erken kalkmış olmanın verdiği huysuzluk üzerimden gün boyu gitmezdi. akşam saatlerine kadar süren bayram ziyaretleri sonrası yemek genelde dışarıda yenilirdi. ve eve dönerken arabada uyuyakalırdı iki küçük beden. (artık hiç de küçük olmayan kardeşim ve ben.)
ve şimdi.. şimdi ne sakalları canımı yakan dedem yanımda ne de küçükken altımı değirtirdiği anılarını senelerce dinlediğim diğer dedem. sabah annemin "bügun bayram erken kalktın çocuklar/ giyelim en güzel giysileri" şarkısıyla değil saatimin alarmıyla uyandım. bayram namazından dönen babam da yanımda değil.ananemle telefonda konuştum, dediklerinin yarısını anlamadım, kötüydü.teyzem'le rolleri değiştik, o izmir'e gitti ben istanbul'a geldim. halam la aynı şehirde yaşamama rağmen bu sefer o izmir'de.yalnız değilim tabi. babannem ve baba tarafından 2 kız kuzenimle kahvaltı ettik beraber. kahvaltıdan sonra babanemin elini de öptük. yani yine gazete vardı, kahve vardı, sohbet vardı. ama işte. tadı yoktu.
"eski bayramların tadı yok şimdilerde" lafı daha bir anlam kazanır oluyor büyüdükçe. aslında söylenmek istenen, insanların geleneklerine eskisi gibi bağlı olmadığı falan değil. "eski" den tamdı her şey. artık öyle değil. bence denmeye çalışılan şey tam da bu. eskiden küçüktük, eskiden bütün aile bir arada olabilirdi, eskiden dedelerim hayattaydı mesela.
demem o ki. bayramlar küçükken tatlı başlıyor. büyüdükçe tadı kaçıyor. ama sürekli düşen bi grafik değil bu. biz daha da büyüyüp belki bir aile kurduğumuzda tekrar ibrenin yukarı doğru gitme olasılığı var. sonra, bayramın tadı bizim için değil bizim çocuklarımız için kaçıcak belki. daha da sonra onların çocukları için.
gelelim sorumun cevabına. bugün yine pazar. ve bugün pazar sıkıcılığının yanına bir de bayram burukluğu eklendi. demek ki neymiş, sadece pazar sıkıcılığı da özlenebilirmiş. sıkıcı olsun da yeter ki buruk olmasın diyebilirmiş insan.
yine de bayram bayramdır. mutlu olmaya çalışmak lazım. herkese mutlu bayramlar.
13 Eylül 2009 Pazar
pazar işte.
bir kaç ay sonra tam 21 senemi dolduracağım şu hayatta geçirdiğim tek bir mutlu pazar günü hatırlamıyorum. yok, zorluyorum zorluyorum ama yok. özellikle mutsuz olsun diye asla çaba harcamama gerek kalmadan kendiliğinden mutsuz bi gün bu pazar günleri. yani mutlu başlasa da mutsuz bitebiliyo garip bi şekilde. enteresan. anlamsız, boş, sıkıcı, gereksiz, vb... hafta 6 güne indirilsin!
*oğulcan. blog'uma el atman lazım gitmeden. sana burdan resmi bi çağrı yapıyorum. bak yaptım. :)
*oğulcan. blog'uma el atman lazım gitmeden. sana burdan resmi bi çağrı yapıyorum. bak yaptım. :)
11 Eylül 2009 Cuma
sonbahar'ı karşılama seremonisi.
Evrende kapladığın yer ne kadarsa o kadarsın bu hayatta. Ne bir eksik ne bir fazla. Kendini güzel hissettiğin kadar güzel, zengin hissettiğin kadar zengin aşık hissettiğin kadar aşık falan değilsin. Ne isen osun, o kadarsın.
Güçlü olucaksın. Ağırlığın ne kadar az da olsa onu koruyacaksın. Baş kaldırıcaksın, hakkını arıyacaksın. Tutunmaya çalışacaksın kısaca, tutundurturlarsa..
Sadece kendin için yaşayacaksın bu hayatta. Bir tek kendin için. Belki bir de annen için, yada artık her kim için yaşamak istiyorsan. Ayakta durabildiğin, karnını doyurabildiğin sürece varsın. Başkalarını ezip geçebildiğin ölçüde saygınsın. Canın istediği kadar aşıksın. İnandığın kadar. Gerisi hikaye zaten. Başladığın yerdesin. Yalnızsın.
Güçlü olucaksın. Ağırlığın ne kadar az da olsa onu koruyacaksın. Baş kaldırıcaksın, hakkını arıyacaksın. Tutunmaya çalışacaksın kısaca, tutundurturlarsa..
Sadece kendin için yaşayacaksın bu hayatta. Bir tek kendin için. Belki bir de annen için, yada artık her kim için yaşamak istiyorsan. Ayakta durabildiğin, karnını doyurabildiğin sürece varsın. Başkalarını ezip geçebildiğin ölçüde saygınsın. Canın istediği kadar aşıksın. İnandığın kadar. Gerisi hikaye zaten. Başladığın yerdesin. Yalnızsın.
28 Temmuz 2009 Salı
çakma merve yazısı.
hiç yapmayacağım şeyi yapıyorum. evet yapıyorum! kimse de bana niye yapıyosun diyemez.
- izmir çok sıcak. günde 5 kez duş almazsan buharlaşma ihtimalin var.
- dün gece pulp fiction'ı izledim. saygı duydum. tuna'yı özledim.
- sarısuyla geçirdiğim 5 günün ardından 2 kilo vererek tarihe geçtim. bu akşam da türlü yiycem hemde ekmeksiz.
- her gün akşam 6'da dawson's creek izliyorum. evet bu manyaklığı yapıyorum.
- okulumu özledim. ben lisedeyken de böyleydim zaten hep okulu özlerdim. her ne kadar z1 vücudumun duruşunu bozsada onu bile özledim.
- cihangir'de oturup asla senaryo çalışmayıp şen kahkahalarımızla insanları rahatsız etmeyi özledim.(korkarım bunu sadece bi kere yaptık ama olsun.)
- pek mutlu, pek sevecen, pek güleryüzlü bi insan oldum. sıcaktan nefret ediyorum sonbaharı özlüyorum.
şimdi bi yağmur yağsa fena olmazmıydı diyorum ve bu yazıyı da burda bitiriyorum.
merve'ye sevgiler.
- izmir çok sıcak. günde 5 kez duş almazsan buharlaşma ihtimalin var.
- dün gece pulp fiction'ı izledim. saygı duydum. tuna'yı özledim.
- sarısuyla geçirdiğim 5 günün ardından 2 kilo vererek tarihe geçtim. bu akşam da türlü yiycem hemde ekmeksiz.
- her gün akşam 6'da dawson's creek izliyorum. evet bu manyaklığı yapıyorum.
- okulumu özledim. ben lisedeyken de böyleydim zaten hep okulu özlerdim. her ne kadar z1 vücudumun duruşunu bozsada onu bile özledim.
- cihangir'de oturup asla senaryo çalışmayıp şen kahkahalarımızla insanları rahatsız etmeyi özledim.(korkarım bunu sadece bi kere yaptık ama olsun.)
- pek mutlu, pek sevecen, pek güleryüzlü bi insan oldum. sıcaktan nefret ediyorum sonbaharı özlüyorum.
şimdi bi yağmur yağsa fena olmazmıydı diyorum ve bu yazıyı da burda bitiriyorum.
merve'ye sevgiler.
26 Mayıs 2009 Salı
Aroma.
Hayatımda, yine yer yer mutsuz olsam da,hiç olmadığım kadar huzurluyum..
Bu cümleyi kurarken fark ettim ki, en içten, en bilerek, en isteyerek söylediğim cümlelerden biri bu. Çünkü gerçek.
Huzurluyum, huzur doluyum. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti dediğim şu iki okul dönemi öyle çok şey oldu ki aslında hayatımda, kendiliğinden. Kendini fark ettirmediği zaman daha bi güzel olur ya her şey, masanın arkasına saklanmış bi sevgili, yatağın içine konulmuş bi çiçek ya da siz anlamadan hayatınıza sızan insanlar. Bir anda oluverir. Daha güzeldir daha etkileyicidir. Her şey tam da öyleydi hayatımda. Öyle sürpriz, öyle güzel. İyileştim, iyileştirildim. Taşlaştım aynı zamanda, katılaştım hatta biraz da.. Ama şikayetçi değilim. Aldığım nefesin aromalı bi tadı var artık çünkü. Biraz acı bazen evet, ama çokça tatlı. Sebepsiz gülümseten, evde yoğurt yok diye ağlatabilen bi aroma.
Bir senelik okul süreci daha bitti. Ya da bitmek üzere. İçimdeki huzur hiç bitmedi. Bitecek gibi de değil. Aroma sayesinde.
O aromanın mimarları; hepinize çok teşekkürler. İyi ki varsınız, iyi ki hayatıma "hayat" kattınız..
Bu cümleyi kurarken fark ettim ki, en içten, en bilerek, en isteyerek söylediğim cümlelerden biri bu. Çünkü gerçek.
Huzurluyum, huzur doluyum. Göz açıp kapayıncaya kadar geçti dediğim şu iki okul dönemi öyle çok şey oldu ki aslında hayatımda, kendiliğinden. Kendini fark ettirmediği zaman daha bi güzel olur ya her şey, masanın arkasına saklanmış bi sevgili, yatağın içine konulmuş bi çiçek ya da siz anlamadan hayatınıza sızan insanlar. Bir anda oluverir. Daha güzeldir daha etkileyicidir. Her şey tam da öyleydi hayatımda. Öyle sürpriz, öyle güzel. İyileştim, iyileştirildim. Taşlaştım aynı zamanda, katılaştım hatta biraz da.. Ama şikayetçi değilim. Aldığım nefesin aromalı bi tadı var artık çünkü. Biraz acı bazen evet, ama çokça tatlı. Sebepsiz gülümseten, evde yoğurt yok diye ağlatabilen bi aroma.
Bir senelik okul süreci daha bitti. Ya da bitmek üzere. İçimdeki huzur hiç bitmedi. Bitecek gibi de değil. Aroma sayesinde.
O aromanın mimarları; hepinize çok teşekkürler. İyi ki varsınız, iyi ki hayatıma "hayat" kattınız..
3 Mayıs 2009 Pazar
27 Nisan 2009 Pazartesi
30 Mart 2009 Pazartesi
geri dönmek, gitmek kadar güzel. mi acaba?
izmir'e uçakla gitmek kırk beş dakika. havadayken hosteslerin "sayın yolcularımız izmir adnan menderes havalimanı için alçalmaya başlıyoruz" anonsuyla içimi hep mutluluk kaplar.
izmir'e otobüsle gitmek yedi-sekiz saat. uzun bi yolculuk. sabuncubeli'nden aşağıya kıvrılır ve şehre girersiniz. bir şehre giriş, bu kadar güzel olabiir ancak.
işte ben, sekiz saatin sonundaki o manzarayı, asla kırk beş dakikaya değişmem.
izmir'e otobüsle gitmek yedi-sekiz saat. uzun bi yolculuk. sabuncubeli'nden aşağıya kıvrılır ve şehre girersiniz. bir şehre giriş, bu kadar güzel olabiir ancak.
işte ben, sekiz saatin sonundaki o manzarayı, asla kırk beş dakikaya değişmem.
27 Mart 2009 Cuma
sezen'i sevmek.
sezen'in 'yanmışım sönmüşüm' adlı parçasını dinlemekteyim.
"yaşamak dediğin 3-5 kısa mutlu andan ibaret/giderine bırak işte ayağına kadar gelmiş muhabbet/bu yüzden kaçırmamak lazım aşk gelince"
hey! kaçıran ben değilim ki dedim kendi kendime. ben değilim. şaşırtıcı bi şekilde bu kez ben değilim.
hatta öyle ki: ben zaten yanmışım, sonra da sönmüşüm. daha ne!
"yaşamak dediğin 3-5 kısa mutlu andan ibaret/giderine bırak işte ayağına kadar gelmiş muhabbet/bu yüzden kaçırmamak lazım aşk gelince"
hey! kaçıran ben değilim ki dedim kendi kendime. ben değilim. şaşırtıcı bi şekilde bu kez ben değilim.
hatta öyle ki: ben zaten yanmışım, sonra da sönmüşüm. daha ne!
16 Mart 2009 Pazartesi
8 Mart 2009 Pazar
1 Mart 2009 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)