ve işte duymak istediğim o cümle.
keşke yanımda biri olsaydı ve bana o büyülü cümleyi söyleseydi diye dertlendim.
başka bi şehirden çıkageldi. annemden.
hissetti sanki. her zaman olduğu gibi.
"her şey çok güzel olacak.."
6 Eylül 2010 Pazartesi
2 Eylül 2010 Perşembe
kız çocuğunun itirafları. -5-
kıskançlığımın seviyesi gün geçtikçe büyüyor.
bergüzar da şarkı söylüyor mesela ama onu kıskanmıyorum.
yeni "kıskançlık saplantım" 'beren saat' !
bravo bana!
bergüzar da şarkı söylüyor mesela ama onu kıskanmıyorum.
yeni "kıskançlık saplantım" 'beren saat' !
bravo bana!
22 Ağustos 2010 Pazar
dün.bugün.yarın...
garip bir "geçmiş" hafta.
biten yaz, bi türlü bitmeyen çeşmeaşkı.
giderilemeyen özlemler.
tutulmamış vaatler, okunmamış kitaplar, yazılmamış yazılar.
diğerlerinin aynısı bir pazar günü.
dinlenecek yeni şarkılar.
girilecek yeni bir ortam.
dönülecek eski bir şehir.
yaşanacak son bir sene.
biten yaz, bi türlü bitmeyen çeşmeaşkı.
giderilemeyen özlemler.
tutulmamış vaatler, okunmamış kitaplar, yazılmamış yazılar.
diğerlerinin aynısı bir pazar günü.
dinlenecek yeni şarkılar.
girilecek yeni bir ortam.
dönülecek eski bir şehir.
yaşanacak son bir sene.
17 Haziran 2010 Perşembe
mütemadiyen.
içim sıkılıyo. nefretle kanal geziyorum. bütün derslerimden geçmiş olmak bile mutlu etmiyosa nası mutlu olucam bu hayatta bilmiyorum gerçekten.
nefretim öyle büyük ki. neden diyorum neden? "bende o cevher yok demek ki!" var ulan işte! var biliyorum. hiçbi şeyden emin olmadığım kadar eminim bundan. sadece.. sadece. sadece ne? oturuyorum, oturuyorum ve mütemadiyen oturuyorum. ben böyle devam ettikçe:
-cut to-
50. yaş. yine nefretle kanal gezilir. tek fark yüzde milyonlarca kırışıklık. yıkık dökük ucuz yollu bi ev. oturuyorum, oturuyorum ve yine mütamadiyen oturuyorum!
nefretim öyle büyük ki. neden diyorum neden? "bende o cevher yok demek ki!" var ulan işte! var biliyorum. hiçbi şeyden emin olmadığım kadar eminim bundan. sadece.. sadece. sadece ne? oturuyorum, oturuyorum ve mütemadiyen oturuyorum. ben böyle devam ettikçe:
-cut to-
50. yaş. yine nefretle kanal gezilir. tek fark yüzde milyonlarca kırışıklık. yıkık dökük ucuz yollu bi ev. oturuyorum, oturuyorum ve yine mütamadiyen oturuyorum!
14 Mayıs 2010 Cuma
kız çocuğunun itirafları. -4-
bitmemiş hikayelere 3. kişi olarak dahil olmak istemiyorum.
kendi bitmemiş hikayemi de merak etmeden duramıyorum.
özlüyorum ara sıra. ama yine de özlenip özlenmediğimi bilmek istemiyorum.
kendi bitmemiş hikayemi de merak etmeden duramıyorum.
özlüyorum ara sıra. ama yine de özlenip özlenmediğimi bilmek istemiyorum.
10 Mayıs 2010 Pazartesi
ceza.
öyle bi noktadayım ki artık hiçbir şeye tahammülüm yok. en ufak şeye bile o kadar çok sinirlenebiliyorum ki kendime şaşırıyorum. içime attıklarım o kadar büyük ki ve her geçen gün o kadar çok büyümeye devam ediyor ki koptum gittim. nerde oldu nasıl oldu bilmiyorum. tek bir kelime bile beni çileden çıkartmaya yetiyo bütün bildiğim bu.
anlatsam, gülerler. komik çünkü. tek başına söylendiği zaman hiçbi anlam ifade etmiyolar. ama benim içimde anlamları öyle büyük ki.. ben o bir kelimeyle kaç destandan bahsedildiğini çok iyi anlıyorum.
sonrası bitmek bilmez bi baş ağrısı.
bakalım bunlar benden nasıl çıkıcak..ne gibi hastalıklarla. kafayı sıyırmış bi anane olucam en iyi ihtimalle.
sonsuza kadar burda kalmakla cezalandırılmış olmaktan çok korkuyorum. ve artık bitsin istiyorum.
bitsin.
anlatsam, gülerler. komik çünkü. tek başına söylendiği zaman hiçbi anlam ifade etmiyolar. ama benim içimde anlamları öyle büyük ki.. ben o bir kelimeyle kaç destandan bahsedildiğini çok iyi anlıyorum.
sonrası bitmek bilmez bi baş ağrısı.
bakalım bunlar benden nasıl çıkıcak..ne gibi hastalıklarla. kafayı sıyırmış bi anane olucam en iyi ihtimalle.
sonsuza kadar burda kalmakla cezalandırılmış olmaktan çok korkuyorum. ve artık bitsin istiyorum.
bitsin.
kopuk.
bu perşembe filmimi yeniden çekiyordum ama çekemiyorum. kısmet değilmiş demek ki hakkaten. hala pes etmedim. ileri bi tarihe attım ama o tarihe kadar eksiklerimi tamamlayamazsam -ki eksiklerden kastım oyuncularım!- bu senaryoyu asla çekmiycem! çünkü artık lanetli olduğuna inanıyorum!
onun dışında bahar var bide. sezen dinliyorum şimdi " bi daha gelmez geri genç baharlar/ kim bilir önümüzde kaç kiraz mevsimi var". gerçekten kim bilir?
çimlerde yuvarlanmak ve sevmediğim baharın tadını çıkarmak istiyorum. bir yandan da böyle bi tempoda baharın geçişinin bile farkına varamadığım için mutluyum. bahar dan nefret ederim çünkü. bu cuma hava 29 dereceye kadar çıkıcakmış. geçen sene cansu'nun doğum gününde cehennemden beterdi. umarım bu sene birazcık esinti falan olur en azından. amin!
bi şeylerden sıkıldım ama neyden olduğunu bilmiyorum. şımarık bi "sıkıldım" değil ama bu. hakkaten içim sıkıldı artık. eğlenceye ihtiyacım var belki de migren ağrım olmadan. kim bilir?
kim bilir onu merak ediyorum aslında. annem le babam eskiden bi arkadaşlarına "bir bilen" derlerdi. uzunca bi süre kim olduğunu söylemediler. hep merak ettim. sonunda öğrendim. hakkaten de öyle bi kişilik ama kendisi. komik. benim hayatımda da "bir bilen" olsun istiyorum. her şeyimi bilsin istiyorum. her şeyi ona danışmak istiyorum. bi de omzunda uyumak istiyorum bazı geceler mümkünse. mümkün müdür?
bağlamı kopuk yazılarıma ayrı bi bayılıyorum. asla bitmiyolar çünkü :) bak bunu da bitiremiyorum mesela.
bit.
bit.
bit.
bitti.
onun dışında bahar var bide. sezen dinliyorum şimdi " bi daha gelmez geri genç baharlar/ kim bilir önümüzde kaç kiraz mevsimi var". gerçekten kim bilir?
çimlerde yuvarlanmak ve sevmediğim baharın tadını çıkarmak istiyorum. bir yandan da böyle bi tempoda baharın geçişinin bile farkına varamadığım için mutluyum. bahar dan nefret ederim çünkü. bu cuma hava 29 dereceye kadar çıkıcakmış. geçen sene cansu'nun doğum gününde cehennemden beterdi. umarım bu sene birazcık esinti falan olur en azından. amin!
bi şeylerden sıkıldım ama neyden olduğunu bilmiyorum. şımarık bi "sıkıldım" değil ama bu. hakkaten içim sıkıldı artık. eğlenceye ihtiyacım var belki de migren ağrım olmadan. kim bilir?
kim bilir onu merak ediyorum aslında. annem le babam eskiden bi arkadaşlarına "bir bilen" derlerdi. uzunca bi süre kim olduğunu söylemediler. hep merak ettim. sonunda öğrendim. hakkaten de öyle bi kişilik ama kendisi. komik. benim hayatımda da "bir bilen" olsun istiyorum. her şeyimi bilsin istiyorum. her şeyi ona danışmak istiyorum. bi de omzunda uyumak istiyorum bazı geceler mümkünse. mümkün müdür?
bağlamı kopuk yazılarıma ayrı bi bayılıyorum. asla bitmiyolar çünkü :) bak bunu da bitiremiyorum mesela.
bit.
bit.
bit.
bitti.
7 Nisan 2010 Çarşamba
son nokta.
zaman geçiyo biz değişiyoruz diyoruz ya hani, bi bokun değiştiği yok. yalan valla. kimse değişmiyo herkes aynı. ben yine aynı ben mesela. teorik olarak değişen hiçbi şey yok. teknik değişiyo sadece bence.
beynimde bi sorun var kesin. bugün anladım. gerizekalı olma ihtimalim baya yüksek aslında. ıq testine giricem kararlıyım. bu kadar olamaz çünkü. bi insan bu kadar saçmalayamaz!
yetmedi mi acaba? her 5 senede 1 hikaye yaşamakla mı yükümlüyüm dersiniz? öyleyse istifamı basıp gidiyorum bu hayattan. hiç gerek yok çünkü. saçmalık!
hayır zaten erkek arkadaşlarıyla gittiği barda "hakkaten ya kıza bak taş gibi, ben de erkek olsam bana değil bu kıza bakarım" diyen bi kıza hakkaten kim bakar, kim ister o kızı? ben diyorum, ben olsam yolda yürürken dönüp bana bakmam. bakma zaten sende. otur sigaranı biranı iç, ama ben şarkı söylerken gözlerimin içine bak ki sana bakamıyım. sonra da yol ver gidiyim. benim hayatım da bu işte.
"valla tam evlenilecek kız!" bi siktirin gidin allah aşkına ya! bana soruyo mu kimse evlenmek istiyo muyum diye? evlenilecek kız falan değilim ben tamam mı? sokun bunu aklınıza. istemezseniz de istemeyin ya napıyım! alışmışım zaten.
dağılın. tamam. beni de bi daha böyle açık,sinirli, zor bulursunuz.
bitmiştir.
nokta.
beynimde bi sorun var kesin. bugün anladım. gerizekalı olma ihtimalim baya yüksek aslında. ıq testine giricem kararlıyım. bu kadar olamaz çünkü. bi insan bu kadar saçmalayamaz!
yetmedi mi acaba? her 5 senede 1 hikaye yaşamakla mı yükümlüyüm dersiniz? öyleyse istifamı basıp gidiyorum bu hayattan. hiç gerek yok çünkü. saçmalık!
hayır zaten erkek arkadaşlarıyla gittiği barda "hakkaten ya kıza bak taş gibi, ben de erkek olsam bana değil bu kıza bakarım" diyen bi kıza hakkaten kim bakar, kim ister o kızı? ben diyorum, ben olsam yolda yürürken dönüp bana bakmam. bakma zaten sende. otur sigaranı biranı iç, ama ben şarkı söylerken gözlerimin içine bak ki sana bakamıyım. sonra da yol ver gidiyim. benim hayatım da bu işte.
"valla tam evlenilecek kız!" bi siktirin gidin allah aşkına ya! bana soruyo mu kimse evlenmek istiyo muyum diye? evlenilecek kız falan değilim ben tamam mı? sokun bunu aklınıza. istemezseniz de istemeyin ya napıyım! alışmışım zaten.
dağılın. tamam. beni de bi daha böyle açık,sinirli, zor bulursunuz.
bitmiştir.
nokta.
5 Nisan 2010 Pazartesi
mevsimsel ruh bozukluğu -3-
mevsimsel ruh bozukluğu 1 yazımı aralık ayında yazmışım. yanlış! benim ruhum aralık ayında bozulmaz. başka bi şeymiş o karıştırmışım. asıl ruh bozukluğum işte tam da bu zamanlara denk gelir. yani o kadar saçma o kadar saçma ki, sinirimi bozuyo artık.
izmir'deyim, hava nerdeyse 25derece falan ama ben mutsuzum. resmen mutsuzum yani. notere gitsem, ruhumu görse kesin onaylar beni. noter onaylı ruhu bozuk bi insan olurum.
yahu bahar geldi diye insanlarda da ağaçlarda da çiçekler açar bende tık yok. baya depresifim. hakkaten canımı sıkıyo bu durum. öyle salak salak evde oturuyorum, bok gibi ödevler yapıyorum, kings of convenience dinleyip bi nebze mutlu olmaya çalışıyorum ama bi işe yaradığı söylenemez.
hiçbi şey yapasım yok. boş boş oturup sabit bi noktaya bakıp ileri geri sallanmak istiyorum bi sallanan sandalyede üzerimde bi pikeyle.. denize karşı belki. deniz mi lazım bana acaba.
aslında bana neyin lazım olduğunu çok iyi biliyorum. ama yok. lanetlendim ya ben çünkü. kim, ne zaman lanetledi bilmiyorum ama bu yazıyı okusun ve bu lanete son versin artık. hemen! yoksa bahar geldi diye kendini öldüren ilk insan olucam. az kaldı.
izmir'deyim, hava nerdeyse 25derece falan ama ben mutsuzum. resmen mutsuzum yani. notere gitsem, ruhumu görse kesin onaylar beni. noter onaylı ruhu bozuk bi insan olurum.
yahu bahar geldi diye insanlarda da ağaçlarda da çiçekler açar bende tık yok. baya depresifim. hakkaten canımı sıkıyo bu durum. öyle salak salak evde oturuyorum, bok gibi ödevler yapıyorum, kings of convenience dinleyip bi nebze mutlu olmaya çalışıyorum ama bi işe yaradığı söylenemez.
hiçbi şey yapasım yok. boş boş oturup sabit bi noktaya bakıp ileri geri sallanmak istiyorum bi sallanan sandalyede üzerimde bi pikeyle.. denize karşı belki. deniz mi lazım bana acaba.
aslında bana neyin lazım olduğunu çok iyi biliyorum. ama yok. lanetlendim ya ben çünkü. kim, ne zaman lanetledi bilmiyorum ama bu yazıyı okusun ve bu lanete son versin artık. hemen! yoksa bahar geldi diye kendini öldüren ilk insan olucam. az kaldı.
31 Mart 2010 Çarşamba
his-sizlik.
ne zaman yitirdim bi şeylere olan inancımı?
ne zaman vazgeçtim sevmekten?
ne zaman unuttum?
en son ne zaman ağladım?
en son ne zaman kalp ağrısıyla uyandım?
en son ne zaman eski sevgilimi yeni sevgilisinden kıskandım?
hatırlamıyorum.
bu iyi bi şey.
peki kalbimi nerde unuttum? ne zaman 'kalpsiz' oldum? bunları da hatırlamıyorum. ve bu hiç hoş bi şey değil..
ne zaman vazgeçtim sevmekten?
ne zaman unuttum?
en son ne zaman ağladım?
en son ne zaman kalp ağrısıyla uyandım?
en son ne zaman eski sevgilimi yeni sevgilisinden kıskandım?
hatırlamıyorum.
bu iyi bi şey.
peki kalbimi nerde unuttum? ne zaman 'kalpsiz' oldum? bunları da hatırlamıyorum. ve bu hiç hoş bi şey değil..
19 Mart 2010 Cuma
kadınlık damarı.
uzun zamandır bi türk dizisinde gördüğüm en etkileyici sahneydi. sinematografi dersinden çıkmış beynim sulanmış bi halde, bilinçsizce babannemle dizi izlerken özgü namal'ın öldürücü bakışlarına denk geldim. bi şey olacağı kesindi merak ettim reklamların bitmesini bekledim.
özgü namal, yani dizideki güllü, aldı eline kırbacı, çiftliğin bahçesinde bi babasını kırbaçladı bi ağbisini. o vurdukça tüylerim diken diken oldu. iyi cesaret doğrusu. sonuçta türk aile yapısı diye bişey var: "babaya el kaldırılmaz!". tamam evet bize göre öyle ama bu ülkede zevk için anasını bacısı döven milyonlarca adam var. adam demeye bin şahit tabi. bütün o dayak yiyen kadınların hıncını alırcasına vurdu güllü. o vurdukça ben haz aldım.
hakkaten helal olsun. yönetmene senariste alkışlar. diziyi izleyen türk milletine de ders olsun. "gün olur devran döner." ama öyle ama böyle. bizim kadınların hiçbiri böyle bi şeye cesaret edemez elbet ama öyle şeyler yaparlar ki kırbaçtan acı gelir. umarım tabi.
özgü namal, yani dizideki güllü, aldı eline kırbacı, çiftliğin bahçesinde bi babasını kırbaçladı bi ağbisini. o vurdukça tüylerim diken diken oldu. iyi cesaret doğrusu. sonuçta türk aile yapısı diye bişey var: "babaya el kaldırılmaz!". tamam evet bize göre öyle ama bu ülkede zevk için anasını bacısı döven milyonlarca adam var. adam demeye bin şahit tabi. bütün o dayak yiyen kadınların hıncını alırcasına vurdu güllü. o vurdukça ben haz aldım.
hakkaten helal olsun. yönetmene senariste alkışlar. diziyi izleyen türk milletine de ders olsun. "gün olur devran döner." ama öyle ama böyle. bizim kadınların hiçbiri böyle bi şeye cesaret edemez elbet ama öyle şeyler yaparlar ki kırbaçtan acı gelir. umarım tabi.
11 Mart 2010 Perşembe
çelişkili bi düzlemde!
kendimi tebrik ve takdir ediyorum.
5 senedir bu okuldayım ve hakkımda iyi kötü bişey konuşulmamasına hep dikkat ettim. beni tanımayan insanlar benim hakkımda konuşmazlardı vs vs.
son 2 haftadır bi idiot olduğumu düşünüyor short film production ahalisi. neden? çünkü kitlenip ingilizce konuşamıyorum. alman erasmus öğrencilerinin de ne dediklerini anlamıyorum. yani teorik olarak 3 yıldır bilgi üniversitesinde okuyan ama bi gram ingilizce bilmeyen bi moron olduğumu düşünüyo insanlar. aman ne hoş! böyle bi imaj çizdiğim için kendimden nefret ediyorum. ne olurdu sanki gavurlarla konuşabilseydim, kendimi rahat hissedebilseydim ha? oysa beyza'nın sevimli arkadaşlarıyla yılbaşında sohbet ederek bu fobimi aştığımı sanıyodum. demek ki aşamamışım.
ya da ben gerçekten ingilizce bilmiyorum. bilmiyo muyum?
5 senedir bu okuldayım ve hakkımda iyi kötü bişey konuşulmamasına hep dikkat ettim. beni tanımayan insanlar benim hakkımda konuşmazlardı vs vs.
son 2 haftadır bi idiot olduğumu düşünüyor short film production ahalisi. neden? çünkü kitlenip ingilizce konuşamıyorum. alman erasmus öğrencilerinin de ne dediklerini anlamıyorum. yani teorik olarak 3 yıldır bilgi üniversitesinde okuyan ama bi gram ingilizce bilmeyen bi moron olduğumu düşünüyo insanlar. aman ne hoş! böyle bi imaj çizdiğim için kendimden nefret ediyorum. ne olurdu sanki gavurlarla konuşabilseydim, kendimi rahat hissedebilseydim ha? oysa beyza'nın sevimli arkadaşlarıyla yılbaşında sohbet ederek bu fobimi aştığımı sanıyodum. demek ki aşamamışım.
ya da ben gerçekten ingilizce bilmiyorum. bilmiyo muyum?
9 Mart 2010 Salı
yeni bir ben'in ilk günü.
bugün hayatımın şokunu yaşadım. 21 yıldır a rh + bildiğim kanım meğer benim kanım değilmiş! tesadüfen(!) kan grubu kartı çıkartmaya gittik merve'yle, yaptırdık testi bekliyoruz. kadın kartımı verdi bi baktım " a rh -" yazıyo. "aaa! nası ya ben negatif miyim?" dedim. kadın da şaşırdı tabi. inanamadı benim kan grubumu yanlış biliyo olmama. öteki parmağımdan bi daha kan aldı. merve'nin kanıyla karşılaştırarak anlattı. "bak şöyle olunca pozitif oluyo, bak merve'nin ki böyle ama senin ki değil" gibi cümlelerle anlattı da analttı ben de ikna oldum. gerçi beni asıl ikna eden şey kızının başına gelen olaydı :
kadın hemşire, kocası biyolog, kızları da eczacı. kızın 18 yaşında mı ne kan grubuna bakmışlar hem de babasının laboratuarında ve sonuç a rh +. sonra 25 yaşında kız öğrenmiş ki kan grubu aslında b rh - !!
yok artık. ama olabiliyomuş böyle şeyler. neyse ki başıma bi kaza falan gelmeden öğrenmiş oldum. ama annemi bi türlü inandıramadım bu duruma. ısrarla " o zaman neden doğduğunda pozitif dediler" diyip durdu. sırf içi rahat etsin diye izmir'e gidince tekrar baktırıcam.
tabi bu arada negatif annenin riskleri, kan uyuşmazlığı, hamilelikte riskler gibi şeylere de baktım internetten saçma sapan. korkuttum kendimi iyi oldu.
yeni bir ben'mişim gibi hissediyorum kendimi. bana gelip senin adın aslında ayşe'ydi deseler anca bu kadar yabancılaşabilirdim kendime yani. garip.
kadın hemşire, kocası biyolog, kızları da eczacı. kızın 18 yaşında mı ne kan grubuna bakmışlar hem de babasının laboratuarında ve sonuç a rh +. sonra 25 yaşında kız öğrenmiş ki kan grubu aslında b rh - !!
yok artık. ama olabiliyomuş böyle şeyler. neyse ki başıma bi kaza falan gelmeden öğrenmiş oldum. ama annemi bi türlü inandıramadım bu duruma. ısrarla " o zaman neden doğduğunda pozitif dediler" diyip durdu. sırf içi rahat etsin diye izmir'e gidince tekrar baktırıcam.
tabi bu arada negatif annenin riskleri, kan uyuşmazlığı, hamilelikte riskler gibi şeylere de baktım internetten saçma sapan. korkuttum kendimi iyi oldu.
yeni bir ben'mişim gibi hissediyorum kendimi. bana gelip senin adın aslında ayşe'ydi deseler anca bu kadar yabancılaşabilirdim kendime yani. garip.
7 Mart 2010 Pazar
devam et, bekleme yapma.
ya ben büyümemek için kendimi zorluyorum ya da insanlar çabuk büyüyor. ya da aşk nedir herkes çözdü bi ben çözemedim.
az önce eski sevgilimin fotoğraflarına baktım. yeni sevgilisiyle çok mutlu. zaten "eski sevgilim" derken baya ciddiyim hakkaten eski yani. hem teorik hem de teknik olarak. çok şükür geçti o günler. ama yani nası mutlular nası mutlular.. gerçekten nasıl bu kadar mutlular merak ettim? tabiki bu soruyu onlara yöneltmeyi düşünmüyorum ama aklımdan da geçmedi değil. yani insanlar birbirlerinden sıkılmadan yorulmadan mütemadiyen mutlular. sadece eski sevgilim ve yeni sevgilisi değil , birçok insan. nasıl ya nasıl?? çıldırıcam kafayı yiyicem.
cumartesi sabah kahvaltı ederken tuğçe bize okuduğu bi kitabı anlattı. evrene pozitif enerji göndermekle ilgili bir kitapmış. mesela sen hayatına birini sokmaya ne kadar hazırsın onu tartıyormuş. örneğin çift kişilik bir yatağın varsa ve yatağın ortasında uyuyorsan nasıl hayatına biri girsinmiş ki.. hmm dedim ve düşündüm. gerçekten bende yatağımın ortasında yatıyorum. işin garip tarafı sağa ya da sola kaymak istemiyorum. bütün gece topaç gibi dönmekten mutluyum. bakınız sorunumuz burda başlıyor işte. istemiyoruz. istiyoruz ama şarkıdaki gibi istiyoruz :
"I wanna go to bed with arms around me but wake up on my own.."
oldu o zaman.
bu iyi bi şey mi kötü bi şey mi henüz çözemedim ve ömrümün sonuna kadar da çözemiycem. sanırım bu hayatta bir de yalnız yollar var ve ben onu seçtim. bu seçimi ne zaman yaptım hatırlamıyorum gerçi. mutlu değilim ama mutsuz da değilim. belki de yalnız bi hayat, güzel olabilir. kaldı ki ben, sevgilimle baş başa bi yemektense arkadaşlarımla rakı içmeyi tercih edenlerdendim. hala da öyleyim.
kendime hayatta başarılar dilemeye devam ediyorum. bakalım bu kafayla nereye kadar..
az önce eski sevgilimin fotoğraflarına baktım. yeni sevgilisiyle çok mutlu. zaten "eski sevgilim" derken baya ciddiyim hakkaten eski yani. hem teorik hem de teknik olarak. çok şükür geçti o günler. ama yani nası mutlular nası mutlular.. gerçekten nasıl bu kadar mutlular merak ettim? tabiki bu soruyu onlara yöneltmeyi düşünmüyorum ama aklımdan da geçmedi değil. yani insanlar birbirlerinden sıkılmadan yorulmadan mütemadiyen mutlular. sadece eski sevgilim ve yeni sevgilisi değil , birçok insan. nasıl ya nasıl?? çıldırıcam kafayı yiyicem.
cumartesi sabah kahvaltı ederken tuğçe bize okuduğu bi kitabı anlattı. evrene pozitif enerji göndermekle ilgili bir kitapmış. mesela sen hayatına birini sokmaya ne kadar hazırsın onu tartıyormuş. örneğin çift kişilik bir yatağın varsa ve yatağın ortasında uyuyorsan nasıl hayatına biri girsinmiş ki.. hmm dedim ve düşündüm. gerçekten bende yatağımın ortasında yatıyorum. işin garip tarafı sağa ya da sola kaymak istemiyorum. bütün gece topaç gibi dönmekten mutluyum. bakınız sorunumuz burda başlıyor işte. istemiyoruz. istiyoruz ama şarkıdaki gibi istiyoruz :
"I wanna go to bed with arms around me but wake up on my own.."
oldu o zaman.
bu iyi bi şey mi kötü bi şey mi henüz çözemedim ve ömrümün sonuna kadar da çözemiycem. sanırım bu hayatta bir de yalnız yollar var ve ben onu seçtim. bu seçimi ne zaman yaptım hatırlamıyorum gerçi. mutlu değilim ama mutsuz da değilim. belki de yalnız bi hayat, güzel olabilir. kaldı ki ben, sevgilimle baş başa bi yemektense arkadaşlarımla rakı içmeyi tercih edenlerdendim. hala da öyleyim.
kendime hayatta başarılar dilemeye devam ediyorum. bakalım bu kafayla nereye kadar..
4 Mart 2010 Perşembe
uyursever.
senaryom, nam-ı diğer film-ciğim konusunda pek heycanlıyım. senaryo, boktan haliyle de heycan yaratıyodu, bugün konuşulup update edilmiş haliyle de yaratıyo, heycan. bugün tam bi gerizekalıydım zaten. tamam benim ingilizcem çok iyi değildir bu bi gerçek. anlarım ama konuşamam. yine de bugün olan şey başka bi boyuttu. ben başka bi boyuttaydım. o sevimli alman kız sanki çince konuşuyodu. sinek vızıltısından farksızdı. neyseki yanımda merve vardı ve bana çeviri yaptı, hatta çeviri yapmakla kalmadı benim adıma ingilizce konuşuverdi. teşekkürler merve hayatımı kurtardın. ama yine de bu benim bi loser olduğum gerçeğini değiştirmiyo.
neyse işte bi senaryom var. haftaya perşembeye kadar son hali hazır olmuş olması gereken. sonra storyboard, mekan, cast derken çekicem biticek. içimde garip bi his var filmin güzel olacağına dair. bom bok olma ihtimali de yüksek tabi ama neden bu ihtimali düşünerek canımı sıkıyım ki? jenerikte 'kings of convenience' şarkısı çalsın istiyorum, mail atıcam telif için izin verirlerse şarkıyı kullanıcam. bunu düşünmek bile beni keyiflendirmeye yetiyo.
ve son olarak, filmin adı: uyursever. seviyorum ve sevimli buluyorum yapçak bişi yok. severek başlarsam güzel olur hem.
-kendini kandırma ceren.
-neden ki? hayat böyle daha güzel ;)
neyse işte bi senaryom var. haftaya perşembeye kadar son hali hazır olmuş olması gereken. sonra storyboard, mekan, cast derken çekicem biticek. içimde garip bi his var filmin güzel olacağına dair. bom bok olma ihtimali de yüksek tabi ama neden bu ihtimali düşünerek canımı sıkıyım ki? jenerikte 'kings of convenience' şarkısı çalsın istiyorum, mail atıcam telif için izin verirlerse şarkıyı kullanıcam. bunu düşünmek bile beni keyiflendirmeye yetiyo.
ve son olarak, filmin adı: uyursever. seviyorum ve sevimli buluyorum yapçak bişi yok. severek başlarsam güzel olur hem.
-kendini kandırma ceren.
-neden ki? hayat böyle daha güzel ;)
27 Şubat 2010 Cumartesi
her ne ise, gitsin.
"up" ı izledim. az önce bitti. ağladım saklıcak değilim. ama ağlarken resmen içim acıdı. yani içimde bi şey öyle çok acıdı ki korktum. ne olduğunu bilmiyorum. filmdeki ne, içimdeki neyi etkiledi hiçbir fikrim yok.
bu 2. kez oluyo aslında. bikaç gün önce de oldu aynı şey. ben uzun zamandır ağlamıyodum. şimdi içimdeki ne harekete geçti bilmiyorum. bu durumun pek hoşuma gittiği söylenemez. lütfen bir an önce geçsin. lütfen.
bu 2. kez oluyo aslında. bikaç gün önce de oldu aynı şey. ben uzun zamandır ağlamıyodum. şimdi içimdeki ne harekete geçti bilmiyorum. bu durumun pek hoşuma gittiği söylenemez. lütfen bir an önce geçsin. lütfen.
24 Şubat 2010 Çarşamba
bunlar insanı çileden çıkarır.
şimdi ben bir dizikolik olarak bütün dizileri izliyorum ya - tamam bütün demeyelim en azından çoğunu- dün gece yarısı oturdum yine bi dizinin tekrarı vardı onu izledim. "aşk ve ceza" dıdım dım dıdım! gece yarısı 3te verdiler hemde reklamsız. bende oturdum izledim.
bu dizinin en çok sinir olduğum tarafı 'töre' konusu. töreyi anlatıyo olmasına sinir olmuyorum ben bizzat töreye sinir oluyorum. resmen geriliyorum izlerken. her seferinde batı çocuğu olduğum için tanrıya teşekkür ediyorum.
sonuçta bizler, hadi genelleme yapmıyım ben diyim, töreyi filmlerde dizilerde gördüğüm, gazetelerden okuduğum kadarıyla biliyorum. içinde değilim. birebir bi davamız olmadı. ama sadece izlemek, ve böyle şeylerin hala var olduğunu bilmek beni çıldırtıyo! ve yani zihniyet öyle bi yer etmiş ki yapılacak bir şey olduğunu da düşünmüyorum. gidip oraya " bak amcacım töre çok kötü bi şey, kızların da okumaya hakkı var" falan desem diri diri gömerler beni.
izlemiycem izlemiycem diyorum dayanamıyorum. izliyorum sinir oluyorum. neyse ki halime şükretmeyi hatırlıyorum.
bu dizinin en çok sinir olduğum tarafı 'töre' konusu. töreyi anlatıyo olmasına sinir olmuyorum ben bizzat töreye sinir oluyorum. resmen geriliyorum izlerken. her seferinde batı çocuğu olduğum için tanrıya teşekkür ediyorum.
sonuçta bizler, hadi genelleme yapmıyım ben diyim, töreyi filmlerde dizilerde gördüğüm, gazetelerden okuduğum kadarıyla biliyorum. içinde değilim. birebir bi davamız olmadı. ama sadece izlemek, ve böyle şeylerin hala var olduğunu bilmek beni çıldırtıyo! ve yani zihniyet öyle bi yer etmiş ki yapılacak bir şey olduğunu da düşünmüyorum. gidip oraya " bak amcacım töre çok kötü bi şey, kızların da okumaya hakkı var" falan desem diri diri gömerler beni.
izlemiycem izlemiycem diyorum dayanamıyorum. izliyorum sinir oluyorum. neyse ki halime şükretmeyi hatırlıyorum.
15 Şubat 2010 Pazartesi
aman ne güzel!
insanları dinlemek beni yoruyo bazen. bi anda bütün sesler birbirine karışıyo ve bi uğultu halini alıyo. işte o sırada tek bir noktaya odaklanıp uğultunun geçmesini bekliyorum. nitekim bi süre sonra geçiyo bende hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. aman ne güzel.
6 Şubat 2010 Cumartesi
dakka bir, maçı kaybettik.
geri dönmek güzel şey. ama bu sefer çok garip oldu. otobüsten indim. her zamanki gibi hiç uyuyamamıştım. en son feribottan inerken hala uyanıktım. sonra kesik kesik uyumuşum. ama ne kadar uyumuş olabilirim ki? 45 dk? her neyse otobüsten indim servise bindim. servisten indim, hadi hava aydınlık yakın mesafede taksi işgali yapmıyım yürüyim dedim. çıldırıyodum! valizim beni delirtti. tekerlekleri bozuk heralde sürekli bileğimle savaş içindeydi. dönüp durdu. tabi yolda "yürüsene be allahın cezası" diye bağıran bi deli de cabası. saatten bahsetmişmiydim? cumartesi ve sabahın yedi buçuğu. güç bela eve vardım. biraz oyalandım ve yatağıma yatıp gözlerimi kapattım.
saatimi 12'ye kurmuş olmama rağmen saat 4 gibi uyandım. ve aptal oldum. izmir'deyken gece oturup gündüz uyuduğumdan sanki izmirdeymişim gibi geldi. ya da izmir'e hiç gitmemişim de hep kendi yatağımda uyumuşum gibi. bi süre odamı izledim. bıraktığımdan farklı değildi, olması da beklenemezdi zaten ama değişik bir şey aradım. farklı. bulamadım tabiki.
sonraki saatlerim uyanmaya çalışmak, yiyecek bi şeyler bulmak ve eşya yerleştirmekle geçti.
fark ettim ki; gidip gelmeler bir şeyleri bıraktırmıyor arkamızda. kaldığımız yerden devam etmek diye bir şey yok. duran bir şey yok ki devam etsin. 1 ay öncesinden farklı değil hiçbir şey.
başım ağrıdı. her şeyin bu kadar aynı olması biraz sıkıcı. sevmedim. hüzün, mutsuzluk, boşluk hakim sadece soluduğum havada. umarım uyku düzenimdendir ve ikisi birbirini düzeltir.
o kadar çok gidip geldim ki neresi evim bilemez oldum sanırım. ve sonunda yollar arasında kayboldum. bravo bana!
saatimi 12'ye kurmuş olmama rağmen saat 4 gibi uyandım. ve aptal oldum. izmir'deyken gece oturup gündüz uyuduğumdan sanki izmirdeymişim gibi geldi. ya da izmir'e hiç gitmemişim de hep kendi yatağımda uyumuşum gibi. bi süre odamı izledim. bıraktığımdan farklı değildi, olması da beklenemezdi zaten ama değişik bir şey aradım. farklı. bulamadım tabiki.
sonraki saatlerim uyanmaya çalışmak, yiyecek bi şeyler bulmak ve eşya yerleştirmekle geçti.
fark ettim ki; gidip gelmeler bir şeyleri bıraktırmıyor arkamızda. kaldığımız yerden devam etmek diye bir şey yok. duran bir şey yok ki devam etsin. 1 ay öncesinden farklı değil hiçbir şey.
başım ağrıdı. her şeyin bu kadar aynı olması biraz sıkıcı. sevmedim. hüzün, mutsuzluk, boşluk hakim sadece soluduğum havada. umarım uyku düzenimdendir ve ikisi birbirini düzeltir.
o kadar çok gidip geldim ki neresi evim bilemez oldum sanırım. ve sonunda yollar arasında kayboldum. bravo bana!
28 Ocak 2010 Perşembe
işin yoksa 10 dk ara.
blog umun bu halini artık hiç sevmiyorum. yazasım da gelmiyo. zaten internetim de yok. aslında bugün haberlerde fatih aksoy'un ağaca'yı dans yarışmasına çıkartmak üzerine yaptığı açıklamara burdan nefret kusmak istemiştim ama onu bile yazasım yok.
yazasım kaçtı. yeniden gelir umarım.
yazasım kaçtı. yeniden gelir umarım.
9 Ocak 2010 Cumartesi
kız çocuğunun itirafları. -3-
başım çok ağrıyo. bu itirafları yapıyorum ki gerçekleri daha iyi görebiliyim. gerçek işte. sen beni istemiyosun benim de sen beni iste diye uğraşacak halim yok. yok yani. ruhsal olarak da fiziksel olarak da yeteri kadar yorgunum.
sana da kendime de hayatta başarılar diliyorum ve bu itiraflara bi son veriyorum.
sana da kendime de hayatta başarılar diliyorum ve bu itiraflara bi son veriyorum.
kız çocuğunun itirafları. -2-
mesela işte seninle konuşmak için sebepler arıyorum kendime. saçma sapan ama. sonra fazla konuşuyorum. uzun cümleler kuruyorum sanki böylelikle benimle daha çok konuşmak istiycekmişsin gibi. kötü ve melankolik diziler izliyorum çalan şarkılarda seninle karşılaşabilmek için. sanki delilercesine aşıkmışım gibi tribe bağlıyorum. aşık mıyım? yani evet desem olmuyo hayır desem olmuyo. "aşık gibiyim" gibi bi tespit de olmadığına göre?
korkuyorum aslında. sana değilde kafamda yarattığım sana aşık olmaktan çok korkuyorum. bi kere yaptım bunu. bi daha yaparsam ne hale gelirim hiç bilmiyorum. kafamda yaratmamak için kendimi zorluyorum hayal etmemek için. kimi zaman işe yarıyo, özellikle de kafam meşgulken. ama evdeyken, yalnızken, yapacak hiçbi şeyim yokken sana sarıyorum işte. tam tabiriyle bu ama "sarmak".
bi yandan hayatıma gir ve hiç çıkma istiyorum, bi yanda senden kurtulmak istiyorum. mümkün müdür?
korkuyorum aslında. sana değilde kafamda yarattığım sana aşık olmaktan çok korkuyorum. bi kere yaptım bunu. bi daha yaparsam ne hale gelirim hiç bilmiyorum. kafamda yaratmamak için kendimi zorluyorum hayal etmemek için. kimi zaman işe yarıyo, özellikle de kafam meşgulken. ama evdeyken, yalnızken, yapacak hiçbi şeyim yokken sana sarıyorum işte. tam tabiriyle bu ama "sarmak".
bi yandan hayatıma gir ve hiç çıkma istiyorum, bi yanda senden kurtulmak istiyorum. mümkün müdür?
kız çocuğunun itirafları.
bulucam bigün. neyini sevdiğimi bulucam.
yani baktım az önce, öyle dünyanın en yakışıklı adamı falan değilsin asla. yani tamam hoşsun ama biri seni yolda görse dönüp ikinci kez bakmaz ki. bi kere boyun fazla uzun. ortalamanın üstündesin, gözlerinin içine bakmak için kafamı biraz kaldırmam gerekiyo. boyun ağrısı yapıyosun. ellerin mi güzel acaba? bak sanırım onlar güzel. ama sadece ellerini seviyo olamam. gözlerin de güzel aslında, dudakların güzel mesela. sonra gülüşün güzel. ama bunların hiç biri yeterli sebepler değil, günümün belli zamanlarını seni düşünmeye ayırmak için..
bulucam ama. neyini sevdiğimi bulucam. sanırım o zaman neyimi sevmediğini de anlıycam.
yani baktım az önce, öyle dünyanın en yakışıklı adamı falan değilsin asla. yani tamam hoşsun ama biri seni yolda görse dönüp ikinci kez bakmaz ki. bi kere boyun fazla uzun. ortalamanın üstündesin, gözlerinin içine bakmak için kafamı biraz kaldırmam gerekiyo. boyun ağrısı yapıyosun. ellerin mi güzel acaba? bak sanırım onlar güzel. ama sadece ellerini seviyo olamam. gözlerin de güzel aslında, dudakların güzel mesela. sonra gülüşün güzel. ama bunların hiç biri yeterli sebepler değil, günümün belli zamanlarını seni düşünmeye ayırmak için..
bulucam ama. neyini sevdiğimi bulucam. sanırım o zaman neyimi sevmediğini de anlıycam.
3 Ocak 2010 Pazar
kız çocuğu.
sıcaksın işte. hakkaten elimden bişi gelmiyo. sıcaksın.
insanlara da anlatamıyorum kendime de aslında. nedir , nedendir? ne için neyi zorluyosun, zorluyorum? zorlamıyorum artık. dile getirmiyorum, isyan etmiyorum ama inkar da edemiyorum.
sen yanımdayken ben, küçük bi kız çocuğu oluyorum. ısınıyorum. içimi ısıtıyosun. bu kadar açık, bu kadar net.
ama demek ki ben bütün sıcaklığı kendime alıyorum, sen soğuk kalıyosun. soğuk olan hep benimdir oysa ki.
yapacak bi şey yok. yazık.
insanlara da anlatamıyorum kendime de aslında. nedir , nedendir? ne için neyi zorluyosun, zorluyorum? zorlamıyorum artık. dile getirmiyorum, isyan etmiyorum ama inkar da edemiyorum.
sen yanımdayken ben, küçük bi kız çocuğu oluyorum. ısınıyorum. içimi ısıtıyosun. bu kadar açık, bu kadar net.
ama demek ki ben bütün sıcaklığı kendime alıyorum, sen soğuk kalıyosun. soğuk olan hep benimdir oysa ki.
yapacak bi şey yok. yazık.
1 Ocak 2010 Cuma
mevsimsel ruh bozukluğu -2-
yeni yıl falan falan. o kadar bekle, 3-2-1 hoop hoşgeldin yeni yıl.
ee? bu şey gibi, akşam yemeği için saatlerce uğraşırsın bütün gün ter dökersin sonra o yemek 15 dakka da biter. aynı şey işte bu da. bir an da yeni yıldasın, her şey farklı olucak sanıyosun ama değişen hiç bi şey yok. kaldığın yerden içkini yudumlamaya devam ediyosun mesela.
çok yiyorum bu aralar. kendime dur demem lazım. bi de çok uyuyorum, mevsimsel işte. geçmesini beklerken çok sıkıldım. ama umudumu yitirmedim.
sapık bağlamımla yazdığım bu yazıyı sarısuya selam ederek bitiriyorum. peki amacım neydi? -gerçekten bilmiyorum.
ee? bu şey gibi, akşam yemeği için saatlerce uğraşırsın bütün gün ter dökersin sonra o yemek 15 dakka da biter. aynı şey işte bu da. bir an da yeni yıldasın, her şey farklı olucak sanıyosun ama değişen hiç bi şey yok. kaldığın yerden içkini yudumlamaya devam ediyosun mesela.
çok yiyorum bu aralar. kendime dur demem lazım. bi de çok uyuyorum, mevsimsel işte. geçmesini beklerken çok sıkıldım. ama umudumu yitirmedim.
sapık bağlamımla yazdığım bu yazıyı sarısuya selam ederek bitiriyorum. peki amacım neydi? -gerçekten bilmiyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)